
[1]
üçe kadar saydı. ne kadar kıymetli olduğunu düşünerek, derin bir nefes aldı ve "üç" ile birlikte ayaklarının altındaki sandalyenin kaymasına izin verdi. herşey buraya kadardı. aldığı nefes sadece birkaç saniye yetti ve "soğuk" tüm bedenini sardı.
ölüm kararı üç rakam ve peşi sıra birkaç saniyeydi. elbette öncesi vardı ve elbette sonrası da olacaktı. ama ölüm üç rakamdan sadece biraz uzaktaydı. ve uzaklık ona yaklaşmış, onu sarmıştı. ölüm "soğuk" tu. kulakta bıraktığı "soğuk" tan daha fazla "soğuk" tu.
[2]
üçe kadar saydı. ne kadar kıymetli olduğunu düşünerek, derin bir nefes aldı ve "üç" ile birlikte vazgeçti. henüz hiçbirşey bitmemişti. boynundakini çıkarttı. soluk soluğa kalmıştı. biraz daha hava çekti ciğerlerine ve "sıcak" tüm bedenini sardı.
yaşamak kararı üç rakam ve peşi sıra birkaç saniyeydi. elbette öncesi vardı ve elbette sonrası da olacaktı.yaşama devam etmek üç rakam kadar yakındaydı ve bu yakınlık ona iyice yakınlaşmış, onu sarmıştı. karar verirken kan ter içinde klmış, "sıcak" basmıştı. yaşamak "sıcak" tı. kulakta bıraktığı "sıcak" tan daha fazla "sıcak" tı.
&&&
peki dayanılmaz olan "soğuk" muydu yoksa "sıcak" mı? hangisi daha ağırdı; "öüm" mü yoksa "yaşam" mı?
"yaşamak" ölümün önüne geçerse ne olurdu yada ölüm yaşamanın önüne geçerse? sanırım ölümle yaşamın, sıcakla sogugun mücadelesini en iyi anlatanlardan biriydi cahit sıtkı tarancı, şu dizeleriyle;
Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamasın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.
Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aks'imizden eser yok.